Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)
Haziran 2008 tarihli yazilar (sayfa 1)Haziran 2008 tarihli diger ogeler resimler , videolar
 
Haz
29
    
sultangülümsehayat | 29 Haziran 2008 08:09 
Öyleyse canın canımdır...
Aynan olmalıyım...
Yüzüne söyleyebilmeliyim her şeyi...
Hem sakınmadan, mertçe...
Hani bilirsin, esirgemem lafımı,
Ne şekilde gelirse, öylece...
Hazırım tüm içtenliğimle konuşmaya, ama,
Seni de dupduru isterim karşımda...


Dostsan,
Gözlerimin içine baka baka yaka silk benden!
Arkamdan şikayetlenme!
Yiğit ol! Gerekirse yiğitçe azarla, çekinme!
Laf değil, icraat beklerim senden!
Öyle bak ki, hislerini görebileyim...
Öyle hisset ki, güvenle bakabileyim...
Sevmem, ölenin ardından ağıt yakmayı!
Dil dönerken söylenmeli her şey...
Kulak duyarken anlatılmalı...
Göz bakarken bakmalıyım sana...
Can sağ iken sarılmalı...
Keşkelere meydan vermemeli hayatım,
Pişmanlıklarla yoğrulmamalı...
Hayır!
Dirime selam vermeyen,
Ölüme de fazla yaklaşmasın!
Dostsan, ölmemi bekleme!
Haklıysam, yaşarken savun beni!
Yaşarken yanımda ol!
İnanmışsan bana, kimse çevirmesin seni yolundan!
Ve inanmışsan, sakın rol yapma!
Her söylediğimi onaylaman şart değil...
Her yaptığımı beğenmen de gerekmez...
Dostsan, rahatça eleştir, fikrini rahatça söyle sıkılma!
Yadırgayabilirsin beni!
Ve bende seni tuhaf bulursam şaşırma...
Kandırmanı asla kabul edemem!
Her dediğini, her yaptığını hoş görürüm,


Ama,
Beni, bana sormadan yargılama!
Her yediğimiz aynı olmaz belki,
Her dakikamız birlikte geçmez...
Her güldüğünde gülmeyi garanti edemesem de,
Ağladığında seninle birlikte oturup ağlarım...
Belki her çağırdığında gelemem fakat,
Derdine ortak ararsan, koşarım...
Ben de herkes gibi insanım elbet,
Ne göklere çıkar beni, ne de yerin dibine sok!
Senin işin bu değil!
Benim zaten bir yerim var herkes gibi yer ile gök arasında...


Dostsan,
Küçümsemeden, küfretmeden,
Sevgiyle, saygıyla ve huzurla gel sokağıma...
Dinlenmek istediğinde, hiç düşünme, sana özel bir limanım,


Ama...
Yorulduğum zamanlarda,
Dilediğimce sığınabilmeliyim koylarına...
Seni bir çocuk kadar saf sevebilirim
Ve bir deli kadar art niyetsiz...
Uğruna seve seve hesabı şaşırırım...
Görmezden gelebilirim yanlışlarını...
Başkaları enayilik sayabilir,
Başkaları akılsızlığıma yorabilir,
Bunları dert bile etmem,ama,
Sen, aslında aptal olmadığımı,
Her an, tekrar tekrar hatırla!
Ve sakın beni aptal yerine koymaya kalkışma!
Seviyorsan, cimrilik etme, söyle!
Muhabbeti varken, yokmuş gibi yapana sinir olurum!
Neyse, o olmalı insan...
Kendisi olmaktan korkmamalı!
Kendisi olmaktan kaçmamalı!
Bil ki, sensin diye seni bırakmam,

Ama,
Ben olduğum için bırakırsan beni,
Yas da tutmam arkandan!
Bedel mi?
Ödemeyeceksen çıkma yola!
İçten pazarlık edeceksen, ancak kendine edersin...
Kendince küser barışır,
Kendi kendini yersin!
Dostsan, mevsimince yağ...
Kışsan kar ol, güzsen yağmur...
Soğuğuna, sıcağına, esip savurmana itiraz etmem,
Senden, ille de bahar olmanı beklemem,


Ama,
Dayanmalısın en şiddetli fırtınalarıma...
Belki de çok geldi bunca talep...
Bana karşı hiçbir mecburiyetin yok,
Korkma...
Sana fazla geldiğim ilk anda,
Arkana hiç bakmadan, dönüp gidebilirsin...
Geçip gidebilirsin, borçluluk hissetmeden...
Mutlaka bir açıklama da beklemem senden,


Ama,
Gitmeye dayanırsam bir gün,
Sen de karşımda sert olma!


DOST MUSUN?
Öyleyse,
Canın canımdır,
Yoluna baş koymaya hazırım ya,
Başını da yollarımda isterim, unutma!


 
Haz
24
    
sultangülümsehayat | 24 Haziran 2008 08:57 
Sarhoş bir mızıka melodisi çınlamakta parmak uçlarımda.
Rengarenk bir cıvıltıyla süzülüyor her bir kar tanesi.
Bu gelinlik zarafetindeki ipeksi aydınlık gözlerimi kamaştırıyor.
Göz yaşlarım eşlik ediyor bu kutsal senfoniye.
Müzik sussun istemiyorum…
Duygu karmaşası benliğinde sol anahtarı olsam da bu gece,artık ruhunu hissetmeyen bir bedenin yıpranmış cümleleri bunlar.Mürekkebi tükenmiş,Özünde ki boşluğu hazlarda arayan,
Hissederek sarılmayı,titreyerek öpüşmeyi çoktan unutmuş,kalbiyle sevişemeyecek kadar parçalanmış ve yapayalnız bir bedenin cümleleri.
Böyle yaratılmadım ben…
Şimdi gözlerimi yumuyor ve derinlerime iniyorum.Çok çok öncelere kayıyor zihnim,bir zaman tünelinde çalkalanıyor düşünceler ve isimleri,tenleri,tam hatırlamaya yetmese de bu kısacık karanlık;kendimi hatırlatıyor bana.Aşk için doğduğumu düşündüğüm günleri…
Bulutlarda gezindiğim aşklarımı,gurur için parçalanarak ve susarak terk edilişleri mi.
Kutsanırmışçasına aldatılışlarımı ve gözyaşı dolu satırlarla terk edişlerimi.Aşk için yaratılmak…O kadar komik geliyor ki şimdi...Bu kısacık film şeridi daha da karmaşıklaştırıyor ruhumu.Bir parçam daha kopup gidiyor,karışıyor kar tanelerine. Aşklarımı hafızamda ve zihinde bile yaşayamamak,adeta can çekişmek…
Gözlerimi açıyorum şimdi,derin bir nefes alıyorum.O kadar özledim ki özlemeyi…
Ve tek yaşadığım duygu hissedememek…Adeta adım adım ölmek…
Böyle doğmadım ben…
Hatırlamak isterdim her tende kayboluşumu,mutlu ve kederli anları
Bir gül almak isterdim eski aşklarıma,teşekkür kartı konulmuş.
Üzülmek,ağlamak,isterdim terk edenler için sırılsıklam ama kar tanelerine armağan ettiğim göz yaşlarım suskun şimdi.Terle karışmış bedenlerin sıcaklığında buharlaşmış tüm duygularım.Sere serpe,cesurca yürürken kendi karanlığımda,eskiden yüreğime kazıdığımı sandığım aşk tabelalarının izlerini bile bulamıyorum artık.
Yakışmıyor da artık adım aşka,biliyorum…
Bu yüzden hak etmiyorum artık aşktan yazmaya.
Yaşamadığım sürece Yazmayacağımda zaten…
Böyle olmayı istemedim ben…
Ve daha büyümeden,derinlerimi hissetmeye çalışmaktan sıkılmışken,açık yüreklilikle birkaç itirafımı ve kaybolduğum soruları paylaşabilirim sizinle..
Hissedememek nedir düşündünüz mü hiç?
Hissedememeyi yaşadınız mı daha önce?
Bağlı olmayı beceremedim hiç,hep daha fazlasını istedim,hoyratça harcadım aşk kokan bedenleri,harcandım…Kullandım masum gülümsemeleri,kullanıldım rengarenk günahlarla…Peki ya siz ne kadar yakışıyorsunuz yaşarken mantığınızı yitirdiğiniz,bittiğinde lanet ettiğiniz,uzak durmak için yeminler ettiğiniz yüce duygu olan aşka karşı?Ne kadar layıksınız sizden birkaç anlamlı söz duymak,birazcık şımartılmak isteyen sevgilinize yada soğuk bir terk edilişe ne kadar hazırsınız ?
Duygularınızı ucuz bedenler arasında kaybettiğiniz olmadı mı hiç?
Egolarınızı okşayıp,kalbinizi acıtan yassı öpücüklerden tatmadınız mı hala?
Arınmak için günahlarla yıkandığınız bedenlerle sevişmediniz mi?
O zaman sanırım benden çok daha şanslısınız…Şanslısınız çünkü
Giden bir sevgilinin duygusal bir şarkıda içimizi yakan kekremsi sancıları hissetmişizdir az çok,tebessümlerini hatırladıkça içimize gelen titremeleri yaşamışızdır,en yakın arkadaşından bile kıskanıp içimizi tırmalayan fakat ondan sakladığımız kıskançlık nöbetlerini yaşadı muhtemelen çoğumuz,”Bir gün giderse ben nasıl toparlanırım?”dedik çoğu zaman ama yinede gitmesi hiç umurumuzda değilmiş gibi davrandık belki de…Sarılıp kulağa fısıldanan sıcacık bir “çok özledim” kelimesi hatırlandıkça,yastığımızı korkak damlacıklarla ıslattığımız anları kendimizden bile gizledik zayıf olduğumuzu anlamayalım diye yada pişmanlık duyduk kendimizden bazen…Bunlar az çok gördüğümüz,duyduğumuz,yaşadığımız şeyler belki de..Maskelerle yaşıyoruz çoğumuz.Kendimizi en yakınımızdan bile saklıyoruz,hatta bazan kendimizden bile.Belki de mutluyuz.Ama maskelere ihtiyaç duymayan,kendileri olmaktan korkmayan insanlarında olduğunu hatırlatmak için birkaç soru daha sorabilirim.Hanginiz bir sabah uyandığında giden bir sevgiliye üzülemediği,ağlayamadığı,özleyemediği için kederlendi acaba? Kaç kişi ciğerlerine kadar çektiği bir parfüm kokusunda hangi bedenin olduğunu hatırlamaya bile çalışmayacak kadar köreldi?Kaçımız kaybetmeyi,pişman olmayı,terk edilmeyi göze alarak aldattığını açıklayabilir karşısındakine gözlerine bakarak cesurca?Yoksa hiç acımadı mı bu kadar canınız?O zaman ayrılıkları,terk edilişleri,aldatılışları bir kaybediş gibi değil tebessümlerle ve mutlu anıları düşünüp özleyin derim ben,özlem duygusunun yakıcılığının tadını çıkarın,bırakın parçalansın kalbiniz,yağmalanın biten bir aşkın gölgesinde,göz yaşlarınızın tuzu dağlasın içinizi...Yarım kalanın sadece siz olmadığınızı düşünün.”Keşke”ler ile harcamayın vaktinizi.Yumun gözlerinizi ve hissetmenin tadına varın...
O Sarhoş mızıka melodisi hala çınlıyor parmak uçlarımda
Kar taneleri çoktan bu karanlık kenti şeffaf bir örtüyle kapladı
Kendimle yüzleşmenin ferahlığı var sanki kanatlarımda
Güneş;sabah ezanı ve kızıl bir gülümsemeyle karışık sızdı kelimelerime
Yaktım tüm maskelerimi ölü aşkların korlarıyla
Parçalanacak daha neyim kaldı ki bu puslu gece?
Artık ruhunu hissetmeyen bir bedenin yıpranmış cümleleri bunlar…
Hissederek sarılmayı,titreyerek öpüşmeyi çoktan unutmuş,kalbiyle sevişemeyecek kadar parçalanmış ve yapayalnız bir bedenin cümleleri…
Göz göre göre terk ediyorum belki de kendimi
Ve bu beden hala diyor ki siz terk etmeyin kendinizi…Aşkın kimyasında olan terk ediliş,aldatılış,acı,özlem,keder,gözyaşı,için bile şükredin ve aşk damarlarınızdan girdiğinde maskesiz,yalansız,delidolu yaşayın bence...Ve bittiğinde bırakın zehirli düşünceleri ve intikam planlarını yoksa bir gün aşk tadını damağınızda bırakıp kaçarak yada arkasından ağlatarak değil,sizi kendinden mahrum bırakıp,terk ederek alır bir gün intikamını…


 
Haz
24
    
sultangülümsehayat | 24 Haziran 2008 08:55 
Anısı biz olalım bu sokakların
öpüşmediğimiz tek saçak altı
hiçbir otobüs durağı kalmasın
Biz yürüyelim kent güzelleşsin
gürültüsüz sözcükler bulalım
yeni sevinçlere benzeyen

Biz gelince bir yağmur başlar
yüzün çizilir buğulanan camlara
bir uzun karatma biter
akasyalar köpürür birdenbire
ve her avluda adınla anılan
çiçekler sulanır akşamüstleri

Bir arkadaş evinde uğrarız yolüstü
bir fincan kahve içeriz, ısıtır bizi
başını sessizce omzuma koyarsın
gülüreyhan olur soluğun
Biz kalırız kuşlar dönüp gelir
her balkonda bir menekşe sesi

Belki yeniden güzelleştiririz
adları değiştirilen parkları
perdeleri hiç açılmayan evlerde
ışıklar yanar çocuk sesleri duyulur
tanıdık sevinçlerle dolar yeniden
kendi sesini kemiren alanlar

Anısı biz olalım bu sokakların
ve hiç durmadan yağmur yağsın
Biz gürültüsüz sözcükler bulalım
sarmaşıklar fısıldaşsın yine
Gidersek birlikte gideriz
yeni sevinçler buluruz hüzne benzeyen


 
Haz
16
    
sultangülümsehayat | 16 Haziran 2008 09:37 

Kimsin Sen?

 

Bilmiyorum seni,

 

Tıpkı senin beni bilmediğin gibi,

 

Hiç bilmiyorum yüreğini…

 

Gözlerin nasıl bakıyor mesela, yada nasıl dokunuyor ellerin?

 

Kimsin Sen?

 

Bilmiyorum seni,

 

Tıpkı senin beni bilmediğin gibi,

 

Hiç bilmiyorum yüreğini…

 

Gözlerin nasıl bakıyor mesela, yada nasıl dokunuyor ellerin?

 

Sahi ellerin sıcak mı senin,

 

Tuttuğunda sıcacık edebilir misin yüreğimi örneğin…

 

Yada …

 

Yada dokunduğun anda titretebilir misin içimi?

 

Hiç konuşmadan,

 

Hiç ses çıkarmadan..

 

Belki fısıltılarla sadece…

 

Belki bir iki fısıldaşmayla fethedebilir misin beni?

 

Tek bir şey bilmiyorum seninle ilgili…

 

Nasıl seversin mesela söylesene!

 

Hayatının içine mi sokarsın; yoksa hayatında herhangi bir köşeye süs misali



 
Haz
13
    
sultangülümsehayat | 13 Haziran 2008 19:36 

Cebeci İstasyonunda bir akşam üstü

İncecikten bir yağmur yağıyordu yollara

Yeni baştan yaşıyorduk kaderimizi

Sıcak bir kara sevda

Yüreğimizin başında bağdaş kurup oturmuştu;

Acımsı, buruk.

mühürlenmişti ağzımız bir sessizlik içinde

Sessizliği üstümüzden atamıyorduk

Bir saçak altında kararsız, yorgun

Saatlerce duruyorduk

Kimse görmüyordu bizi

*.*

Cebeci İstasyonunda bir akşam üstü

Yeni baştan yaşıyorduk kaderimizi

Cebeci İstasyonunda bir akşam üstü

Bir başka türlüydü bu insanlar

Sen bir başka türlüydün

Gözlerin yine öyle bir bilinmez renkteydi

Gözlerin gözlerimde erimekteydi

Bir mermer heykel gibi yanımda duruyordun

Beni bırakma diyordun

*.*

Meyhane sarhoşları gibi sırılsıklam

Bir yalnızlık duyuyorduk

Ağlıyordun, ağlıyordun...

*.*

Cebeci İstasyonunda bir tren

Nefes nefese soluyordu

Gerilmiş bir keman teli gibiydik

*.*

Ankara Kalesi'nde bir eski çalar saat

Bilmem kaça vuruyordu

Bir yağmur yağıyor inceden ince

İçimizdeki binbir düşünce

Harmanlar misali savruluyordu

Islanmış bir ceylan yavrusu gibi

Tiril tiril titriyordun

Gitsek gitsek diyordun.

*.*

Yüreğimin atışından deli gönlümce

Sırıl sıklam, paramparça, permeperişan

Türküler söylüyordum

Ağlıyordun, ağlıyordun...

*.*

Şimdi, şimdi seni düşünüyorum

Cebeci yollarında rüzgarlar esiyor, serin

Paramparça düşmüş gönül ufkuma

İki yıldız gibi gözlerin

Gel Ey ciğerime saplanan hançer

Gel ey yüreğime oturmuş kurşun

Göçmen kuşlar gibi çok uzaklardan

Gel artık

Ne olursun!...............................



 
Haz
05
    
sultangülümsehayat | 05 Haziran 2008 14:44 

Seni düşünürken

Bir çakıl taşı ısınır içimde

Bir kuş gelir yüreğimin ucuna konar

Bir gelincik açılır ansızın

Bir gelincik sinsi sinsi kanar

Seni düşünürken

Bir erik ağacı tepeden tırnağa donanır

Deliler gibi dönmeğe başlar

Döndükçe yumak yumak çözülür

Çözüldükçe ufalır küçülür

Çekirdeği henüz süt bağlamış

Masmavi bir erik kesilir ağzımda

Dokundukça yanar dudaklarım

 

Seni düşünürken

Bir çakıl taşı ısınır içimde

 

 

"Bedri Rahmi Eyüboğlu"



 
Haz
05
    
sultangülümsehayat | 05 Haziran 2008 14:42 

Ne kadar susulacaksa o kadar sustum!

kendimle konuşuyorum şimdi yalnız...

yalnız yüreğimle dokunuyorum sesime

kimse duymuyor...

 

Sustum!

Bin ah sürüp dudaklarıma

ne kadar susulacaksa o kadar sustum!

sustu benimle deniz,

sustu deli dalgalar, sustu martılar...

umutlarımı sarıp rüzgarlara

uzaklara savuruyorum her gece

yıldız yapıp serpiyorum gökyüzüne

kimse görmüyor...

 

Sustum!

Tam acılarımı haykıracaktım ki,

sustum

ne kadar susulacaksa o kadar sustum!

bir çığlık kanıyor demedim, en derininde yüreğimin...

içimdeki volkanları boğarak sustum!

açmadım kimselere yüreğimi

hançeri sadece kendime sapladım

sapladım ve sustum!

hüznü yüzümde,

acıları gözlerimde topladım sustum! ..

 

Sustum!

sustu dudağımdaki şarkı,

gözlerimdeki şiir

yaraları yalayan rüzgar

sokaklarında kahrolduğum şehir

gözlerim konuşuyor yalnız!

 

Saçı ağarmış hayaller

nemli kirpiklerle

bulutlandığında gözlerim

gökte şimşek olup çakıyorum

kimse görmüyor...

 

Sustum!

tuz basıp yaralarıma!

ne kadar susulacaksa o kadar sustum!

içinde volkanlar taşıyan bir derviş gibi

yaslanıp yalnızlığın duvarına

gül döküp kalabalıklara her gece

kimsesiz geziyorum gönül ülkemi

kimse bilmiyor...

 

Sustum!

tam sevdiğimi haykıracaktım ki, sustum

sustu benimle gök, sustu dağ, sustu toprak

acılar konuşuyor şimdi yalnız

yaralı gönlümün sızıları konuşuyor

tutup öldürüyorum içimdeki sevdaları bir bir

atıyorum uçurumlardan

kimse görmüyor

 

Ne zaman

dudaklarından öpmeye kalksam hayatı

saçlarını koklasam rüzgarların

içimde incecik bir sevgi ürperiyor

sarı hüzünler dökülüyor gönül bahçeme

gelmiyor beklediğim bahar

yaralar merhem tutmuyor

gözyaşı olup dökülüyorum kaldırımlara

kimse silmiyor

yağmur dinmiyor

sevdiğim bilmiyor

 

Sustum!

sustu benimle sarı sabır,

sustu hasret, sustu zaman

yalnız gözlerimle dokunuyorum hayata

kimse duymuyor

 

Sustum!

İçimde dalgalar kabardıkça volkanlar gibi

sustum

sustu dudağımdaki şiir

gözlerimdeki nehir

gönlümdeki yara

bulutlar haykırdı isyanımı

şimşekler haykırdı

sadece ben duydum

sadece ben

 

Ey beşiğini sallayıp boğduğum hayat

ey kucağımda büyütüp öldürdüğüm sevgi

yaralar merhem tutmuyor

geceler avutmuyor

ben sustum

acılarım konuşuyor yalnız

yaralı gönlümün sızıları konuşuyor

 

Ben sustum!

susmuyor yüreğimi kavuran kasırga

pencereme vuran yağmur damlaları

susmuyor dışarda inleyen rüzgar

yıldızlar küs

ay üzgün

yağmur dinmiyor

içimde binlerce şiir kanıyor her gece

kimse bilmiyor

kimse duymuyor

 

sustum!

sustu benimle sarı sabır, sustu hasret,

sustu hayat, sustu zaman

acılar konuşuyor yalnız

acılarım konuşuyor

kimse duymuyor...

duymuyor...

duymu...

duy...



 
Haz
04
    
sultangülümsehayat | 04 Haziran 2008 12:18 

Değişir rüzgarın yönü

Solar ansızın yapraklar;

Şaşırır yolunu denizde gemi

Boşuna bir liman arar;

Gülüşü bir yabancının

Çalmıştır senden sevdiğini;

İçinde biriken zehir

Sadece kendini öldürecektir;

Ölümdür yaşanan tek başına

Aşk iki kişiliktir.

Bir anı bile kalmamıştır

Geceler boyu sevişmelerden;

Binlerce yıl uzaklardadır

Binlerce kez dokunduğun ten;

Yazabileceğin şiirler

Çoktan yazılıp bitmiştir;

Ölümdür yaşanan tek başına,

Aşk iki kişiliktir.

Avutamaz olur artık

Seni bildiğin şarkılar;

Boşanır keder zincirlerinden

Sular tersin tersin akar;

Bir hançer gibi çeksen de sevgini

Onu ancak öldürmeye yarar:

Uçarı kuşu sevdanın

Alıp başını gitmiştir;

Ölümdür yaşanan tek başına,

Aşk iki kişiliktir.

Yitik bir ezgisin sadece,

Tüketilmiş ve düşmüş, gözden.

Düşlerinde bir çocuk hıçkırır

Gece camlara sürtünürken;

Çünkü, hiç bir kelebek

Tek başına yaşayamaz sevdasını,

Severken hiçbir böcek

Hiç bir kuş yalnız değildir;

Ölümdür, yaşanan tek başına,

Aşk iki kişiliktir..............



 
Haz
04
    
sultangülümsehayat | 04 Haziran 2008 12:18 

Son kuşlarını da uğurladım baharın

 

Kara yelesinden tutup rüzgarın,

 

Bütün yağmurları çağırıyorum,

 

Bütün yağmurları...

 

 

Yokluğundan daha çok

 

Üşümedi yüreğim,

 

Avucunda yağmurun karın...

 

 

Aynalara dair nazarlarımı

 

Suya fırlatıyorum..

 

Sularda kırık bakışlarım...

 

Seni sensizlikten tanıyorum

 

Beni sensizlikten....

 

 

Yine de bu ırak şehirde

 

Sesini duyar gibi

 

Nefesini duyar gibi yaşıyorum...

 

 

Senden kaçıp ardına saklanışların

 

Gözlerine düşüp sana yakalanışların

 

Kaç vakit göğe sonuçsuz kaçışların....

 

Hiçbiri,hiçbiri,

 

Sen varken bir anlamı vardı aynaların...

 

 

Şimdi yüzüm suya dönük...

 

Sırrımı döküyorum avuçlarına suyun

 

Ne aynada ben,

 

Ne bende ayna..

 

Kayboluyor gözlerin,

 

Hayalime koyduğun...

 

 

Bütün mektupları gönderiyorum

 

Çantamdaki...

 

Bütün şiirleri....

 

Bütün ışıkları söndürüyorum...

 

Güller dalında solacak...

 

Kışa döndürdükçe yüzümü...

 

İçimdeki kuşlara yazık olacak...

 

 

Bu son şiir olsun....

 

Ağladığım,

 

Bu son olsun....



 
Haz
04
    
sultangülümsehayat | 04 Haziran 2008 12:16 

Bekle beni, döneceğim ben.

Çok çok, bıkmadan bekle!

Sarı yağmurların

Hüznü basınca,

Kar kasıp kavururken,

Kızgın sıcaklarda.. bekle.

Başkaları dünden unutulmuşken,

Beklenmedikleri zaman bekle.

Uzak yerlerden mektuplar kesilince

Bekle beni.

Birlikte bekleyenlerin beklemekten

Usandığına bakma, bekle.

Bekle beni, döneceğim.

Unutmak zamanı geldiğini

Ezbere bilenleri

Hayırla anma!

Varsın oğlum, annem

Hayatta olmadığıma inansın,

Dostlarım beklemekten usansın,

Ocak başında toplanıp

Acı şarapla

Yadetsinler beni

Sen bekle, onlarla birlikte

İçmekte acele etme.

Bekle beni; döneceğim,

Bütün ölümleri çatlatmak için döneceğim!

'Şansın varmış..' desinler.

Beklemedikleri için,

Beni bekleyerek

Düşman ateşinden

Nasıl koruduğunu anlayamazlar.

Sağ kalışımın sırrını yalnız

Senle ben bileceğiz..

Bütün sır.. senin

Başkalarının bilmediği gibi beklemeyi bilmende.